17 Mart 2016 Perşembe

10 Kasım 2015 Salı

AŞK

                                               AŞK

23 Ekim 2015 Cuma

Minnoş'um güzel kızım geldi..

Minnoş kızımın küçüklüğü


                              Kayıp ruhlar geziyor ortalıkta..
                              Bedenler bilmiyor bir ruha sahip olduklarını..
                              Beden ve akıl bir ruha sahip olduğunu kavrıyamadığı için ruh kayboluyor sanki.
                              Oralarda bir yerlerde,ruhların olduğu  boyutlar da trafik epey karışık olsa gerek..Hem dünyaya gelmek iste,uğraş bir beden ayarla.Sonra o beden ve akıl seni istemesin..Belki de ruh dünyaya gelip insan bedeni ve gözleriyle yaşananları görünce dayanamayarak firar ediyordur.
                              'Dur bakalım ne olacak' diyorum böyle başı sonu belli olmayan durumlar da..
                              Yaşam alanımı paylaştığım hayvanlarım dan çok şey öğrenirim.Aklımı kurcalayan çözemediğim konular da onları izlerim.Bu çok ilgi çekici ve kesin cevap vericidir.
                              Veya aniden onlardan biri bir şey yapar..Gelecek olanı haber verir..Mesaja bakar,bazen hemen anlar bazen de ne olacağını beklerim.
Güzel Minnoş'um
Minnoş'un annesi vahşi

                         
   Minnoşum en özel kedim.Sevgisi bambaşka..Gel gör ki çok özgür ruhlu..Annesi de vahşi ele avuca gelmez bir kedi.Minnoş gelir yer içer,canı isterse de bir iki gün kalır ..Sonra aniden çeker gider..Gecenin bir yarısı gelmişse ince tatlı sesiyle mii.. der önce..Duyuramaz sa alacaklı bir edayla bütün pencereleri gezer  miyaaavvv...Uyandırıncaya kadar..Kocaman yeşil lira büyüklüğün de gözleriyle bakar 'ben geldim şereflendirdim ne kalkmazsın kadın' der gibi..'geldim sultanım geldim' der içeri alırım.Yorgun uykusuz olduğum zamanlar söylendiğim olur.O sürtünür sürtünür tatlı tatlı anlatır bir şeyler ve anlaşırız nihayetinde.İnsanlar konuşa konuşa hayvanlar koklaşa koklaşaydi hani..
Sarı Tontini
                              En fazla 3 ile 4 gün kaybolur.Nereye gider ne yapar hep merak etmişimdir.Bu sefer bir gitti yaklaşık bir ay gelmedi..Tasalandım,kederlendim..
                              Minnoşum kaybolmadan bir iki gün önce Sarı Tontini peydahlandı avluda.Arkasından da Minnoş adeta sır oldu..
Pompuş
                              Sarı  Tontini ağır başlı,yaşlı ve barışcıl bir kedi.Anlamlı ve biraz da kederli bakışlara sahip.Kimbilir neler yaşadı bu bilgece bakışlara sahip olmak için.Hiç arayan soran olmadı.Onun da gitmeye niyeti yok.Bazen  içinde başka bir varlık taşıdığı düşüncesine kapılıyorum.
Asıl erkek kedim Pompuş onu orada burada kıstırdığında yere yapışıyor ve Pompuşun söylenmelerine cevap vermekle yetiniyor.Asla dalaşmıyor.Onun' git başımdan kavga etmiyeceğim ve hiç bir yere gitmeyeceğim' dediğini duyar gibi oluyorum.Diğer büyük kediler de Tontiniyi istemedi.Yavru kediler ise onun varlığını hemen kabul ettiler.Yavrularla ilgileniyor ve seviyor da..Minnoş sa herkese yaptığı gibi Tontini'yi  gördüğünde  söylendi ve pati attı.
Minnoş ve bebekleri

                             Minnoş yavrularını evde doğurmuş du.Az büyüdüklerinde havalar düzeldiğinde dışarıya alıştırdım.Arada sırada içeri geliyorlar.Bu bebişlerden Korkut geçenler de resim odama tuvaletini yaptı.Çok korktum ve kızdım.Narin teyzesine benziyor zaten.Minnoşum öylemi..Gece bile ince zarif sesiyle uyandırır..
Narin

Korkut ve Minnoş

                             Minnoşum uzun zamadır  yok ve kızı Yumoş yerini tutmuyor..Korkut çok tatlı ve sevimli bir yalamuk (yalamayı çok seviyor)..Onun içeri kakasını yapması eski günlerimi hatırlattı..Yıllar önce küçük bir koyun keçi sürümüz vardı.Dam temizliği haftanın 2 ile 3 günü bana aitti.Yine aynı dönem kedilerimden biri  sürekli olarak mesajını resim odama bırakmış dı..Yani ben hazırlanmış dım..Akabinde yatalak kayınvalideme bakmak da zorlanmamış dım..
                             Günümüze döndüğümde Korku'tun resim odama bıraktığı bu mesajda ne ola ki dedim..Kim kim diye şöyle bir baktım..Yaşlı ve hastam da yok..Lütfen kolay olsun dedim..
Uzun zaman sonra dönen Minnoş kızım

            Yaklaşık bir ay sonra pencerede beliren Minnoş'u gözyaşlarıyla içeri aldım..
             Sevdiklerimizden ayrılmak zor..Onlara duyduğumuz sevgi  karma bitince gelmiş gelmemiş o kadar zor olmuyor sanki..

Ana kız Minnoş ve Yumoş

                             Minnoş kaybolmadan önce kızı Yumoşu gördüğünde hırlayıp pati atıyor kendinden uzaklaştırıyordu.Özgürleştiriyordu aslında..Kendinden uzaklaştırması sevmediğinden   değildi.Yumoş'un kendi başının çaresine bakması içindi..Döndüğü günlerde baktım öpüp kokluyor..Yumoş yediği patilerden olsa gerek biraz temkinli..Ana kız öpüşüp koklaştılar özlem giderdiler..İmrenerek keyifle izledim bu güzel görüntüyü..        
                             Hayatlarımız da böyle değil mi?Birileri geliyor ve gidiyor..Yaşantılarımız acı tatlı deneyimlerle dolu..Geldik gidiyoruz.İyi izler bırakabilirsek ne güzel..Hatalarımız oluyor elbette.Yeter ki kasıtlı olmasın.Ölen öldüren,giden ve kalan hepsi içinde % 50 yi barındırmıyor mu?
                             Bağlanmamak gerek..Acılara,sevinçlere,mutluluğa..Sal gitsin..Bin türlü yöntem var bunu nasıl yapacağımızı öğreten..Kediler bile bunu öğretiyor..
                              Ve..kedilerden gelen mesajı merak edenlere..
                              Çok uzun zaman sonra (ruhsal olarak) neredeyse kaybettiğimi sandığım bir sevgili can yaşadığı kederiyle aniden çıktı geldi .Ne tuhaf ki onun yaşadığı acı benim mutlu olmamı (bana döndüğü için) sağladı.Yaşadığımız ayrılığın bana düşen  % 50 sini sahiplendim.Duyduğum şaşkın mutluluk kederini paylaşmama engel olmadı çok şükür..Şimdi elele geçmiş de bilerek ve bilmeyerek yaptığımız hataları temizliyoruz.
                              Tanrı bir veriyor bir alıyor..Şimdi de Minnoş'un 3. yavrusu Hukicim...
Hukicim

13 Eylül 2015 Pazar

Horoz dövüşü de savaş (sanatı ?) mıdır?

                                     
Dövüşen horozlar

                                          Yaşam bir savaş ...
                                          Aynı zaman da savaş  biz  insan ve hayvanların  doğasın da var olan bir şey..
                                          Ayrıca insan olarak bizlerin  duygularımız la yaşadığımız bir savaşımız  daha var.
                                         Bazı insanlar iç ve dışların da olan savaşı durdurma ve yavaşlatma seçeneğini farkediyorlar...
                                         Teknolojik gelişme insanın ruhsal evrimleşmesini beraberin de getirmiyor.Bazılarımız bazı şeyleri anlayıp evrimleşiyor da,bazıları direniyor ..Bebek ruhlar mı pörtlüyor habire diyorum..Ya da ne bileyim..Bazıları öyle olduğu için mi yaradılış olarak..Öyleyse bu kavga bu savaş hiç bitmeyecek mi?
                                         Nasıl öğretip eğitebilirsin kapasitesinde gelişmeye,anlamaya,bilmeye yer olmayana..Elinde var olan gücü kimi tekamülü için kimi kötüye mi kullanıyor?
                                        Hayvanlar düşünemezmiş..Zeki olup bazı şeyleri öğrenenler var oysa..İnsan oğlu düşünmeyi biliyorda bunu kullanıyor mu sanki?
                                        Yasak, ceza ,hapis..Kim suçlu?
                                         Suç ve ceza aynı şeyi barındırmıyor mu?
                                   
Baba horozum.
   Baba horozum yukarıda ki fotoğrafta görüldüğü gibi salına salına geziniyordu bir zamanlar.Kanatlarını  havalı havalı açar uzun bir ötüşle buraların ondan sorulduğunu ilan ederdi.
    Onun bu saltanatı bahara kadar sürdü..
     Yaşam ağlarını ördü ve bahar da yeni civcivler çıkmaya başladı. Aynı yaşam bana da bir oyun oynuyor du.Her sene gurk yatan tavuğun altına koyduğum yumurta sayısı fark etmez  iki civciv çıkar. Artık karmik bir şaka olduğunu kabul ediyor ama yinede ne anlamalıyım sorusunu da soruyorum elbette..
   Civcivler büyüdü ve  epey palazlanınca birinin  yine  horoz olduğunu gördüm.....Sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim...Bu genç horoz da epeyce büyüdüğünde daha önce olduğu gibi ve hep olacağı gibi..Babasına rakip oldu..Oldu da o henüz bunun farkında değil di..
Baba horoz deli deli geziniyor bütün tavukları egemenliği altına alıyor ama yandan gelen genç horoz tehdidini de görüyor duyuyor du.
                                     
Civcivin birini tuttum.
                                 Çok geçmeden baba horoz bu tehdide daha fazla dayanamadı.Buralara bir horoz yeterdi..Oğluşuna saldırmaya başladı.Her yakaladığın da dövdü de dövdü..Ayırdım olmadı..Kaçtı buldu kıstırdı yine dövdü..Genç horozum çalı diplerinden çıkamaz oldu..
        Çok geçmeden baba horoz bu tehdide daha fazla dayanamadı.Buralara bir horoz yeterdi..Oğluşuna saldırmaya başladı.Her yakaladığın da dövdü de dövdü..Ayırdım olmadı..Kaçtı buldu kıstırdı yine dövdü..Genç horozum çalı diplerinden çıkamaz oldu..
       Kes kellesini at tencereye mi dediniz...?
       Bakıp büyüttüğümüz hayvanlarımızı yemeyiz..Kendi hayvanlarımızın evin diğer insanın dan farkı yoktur..Zaten pek et de yemeyiz.Gider marketten alırız..Akıl işte...
Babasının her bakımdan benzeri genç horoz 
      (Dinlediğim bir radyo programında gdo lu tavuk yemi ithal edileceği söylendi.Yerli tavuk yemi yasaklanmış...?)
       Yememek en güzeli diye düşünüyorum..
     Gel zaman git zaman..
 Ben bu filimi daha önce de görmüş düm misali ,her şey yineleniyor bazı şeyler hiç değişmiyor sanki..
Su atıyorum
                                                                                    Avlu da her ne zaman hayvanlar arasında bir kavga başlasa..Önce kibarca uyarırım.(Şşşiiiittt çok ayıp) der bir iki kez  ikaz ederim..İş nadiren de olsa şiddetlenirse..Ben de annem den kalma bir yönteme başvurur üstlerine su atarım..Hiç bir canlı üstlerine aniden gelen bu suya dayanamaz..Kaçışıverirler ve kavga da sona erer.
      Tabii ki her zaman dışarıda bulunmuyorum ..Oturup saatlece resim yapıyorum,ev işleri ve çiftliğin diğer işleride cabası..
   Atelyem de resim yaparken dışarıdan gelen kanat seslerini duyunca avluya bakan pencere kıyısına biriktirdiğim  minik taşlardan uyarı atışı yapıyorum.Benim isabet ettirmek gibi bir niyetim yok da..Bir bakıyorum horozlar zaten kan revan içindeler..Ne taş ne seslenmem nafile..At fırçaları  elinden in aşağı bir kızıyorum sormayın..
Gri horozlar döğüşüyor
   Bir all fotoğrafta görünen gri horozlar daha önceki nesil ..Bunlar da iki civ civ iki horoz yinelemesin den sonra kapışmaya başladığında birini tavuk karşılığı bir arkadaşa vermiş dik.Tek horoz kaldı diye sevinirken inanılmaz bir şekilde kontrolüm dışında gibi  kalan tek horoz başka birine gitti..Öyle yanık tatlı ötüşü vardı ki..Sabah gün doğmadan serin serin havalarda ..Bir öter bir öter di ki...Uyan derdi uyan..Bu güzelliği yaşattığı için şükrederdim..Bazen uzakdan gelen yanık horoz sesini  duyarımda içim cız eder..Karışma demiş di eşim..Bırak giden horoz olsun.Anlatılmaz yazılmaz bir hikaye..Belki çok sonra..Bu da bir savaş dı..Biz sessizce yanık avazlı gri horozu verip konuyu kapattık.İlahi adalet  karşı tarafa henüz bir şey yazmadı..Yooo yazsın diye beklemiyorum..(Bize yazdığını biliyorum anlamaya çalışıyorum..)Yine de yazacaksa  kolay yazı yazsın..
 Bir den horozsuz kaldık mı!
                                    Ülkenin dört bir yanına haber saldık dermişim..
                                     Epey sonra oğlum bir haberle geldi..
                                     Komşunun ikram ettiği çayı yudumlarken  horoz adaylarını izledim. Gri renkli bir horoz vardı çok güzel.Ama eski gri horozu anımsatacağı için vazgeçtim.Krom kırmızı rengi severim ve  resimlerim de kullanırım.Dayak yemekden ezilmiş krom kırmızı horoz ilgimi çekdi.Babası çok görkemliydi..Onun gibi olabileceğini düşündüm..Hem komşum da dayak yemekden gelişemeyen bu horoz dan  kurtulmuş olur du..
                                    Alaca karanlık olup kümese girdiklerinde yeni horozumuzu alıp eve döndük.  Ürkmüş ve korkmuş olan kızıl horozu usulca kucaklayıp kümesde gece uykusuna hazırlanan tavukların yanına saldım.Şöyle bir baktı başka horoz yok..Kanatlarını bir iki çırptı ve başladı gık gık.. konuşmaya..Anlatıyor da anlatıyor bir şeyler...Çoştuda çoştu garibim..
                                    Bazen damda oturur civcivlerin tatlı mutlu melodilerini dinlerim.Onlar analarının kanatları altın da güven içinde dirler.Kümesi kapatırken tavukların çıkardığı acayip ama bir o kadar içime işleyen sinyallerini dinlemeyi de severim.Benim gelip kapıyı kapattığımı anlar sorun yok biz iyiyiz dediklerini duyar gibi olurum..Usulca sessizce durup bu eşsiz armağanı içime sindiririm.(Şşşştt,benim..İyi geceler..Yarın görüşürüz)der her şeyi geceye terk ederim.
                                     O gece de biraz oyalanıp horozun tavuklar la tanışıp kendini anlatmasını keyifle dinledim.
Yeni kızıl horoz kendini tanıtıyor
      Yukarı da dediğim gibi oğluşu büyüyüp rakip olunca ondan kurtulmaya çalıştı.Oğul büyüdüğünde de aynısını  babasına yapmaya başladı..
       Kavga bitmiyor.O onu istemiyor bu  onu istemiyor.
       Aynı biz insanlar..
       Yine ülkenin dört yanına haber salıyorum horoz isteyen var mı?
       Yok..
       Aaaa bir gün bir baktım baba horoz da yok..
       Araya araya buldum.Bir köşede duran tahta parçalarının arkasına saklanmış yatıyor.Yediği dayakdan kımıldayacak hali kalmamış.Ayaklarına da poşet dolanmış.Çıkması mümkün değil.
Baba horoz yerlerde.

 Baba horozu eve götürdüm.Ayağına dolananları kestim çıkardım.Kendi yaptığım kantoron yağı ile yaralarını temizledim.Bir kasanın içine yatırıp gözetim altına aldım.Bir iki gün de kendine geldi.Ne yapmalı ne yapmalı?Çıkmadı bir isteyen..
 Eşim gurk tavuklar için kullandığımız küçük kümesi  eskidi diye ceviz ağacının altına çekmiş.Şöyle bir kabaca tamir ettim.Baba horozu saldım içine. Salmadan önce ayağına bir ip bağladım.Sabahları ipe asılıp horozu çekip tedaviye devam ettim.İpin ucu elim de,nereye çekersem oraya..Kontrol bende anlıyacağınız..Tedavi ediyor,karnını doyuruyorum ve horoz özgür olmadığını biliyor.
                         Tavuklar onlar da dişi enerji ve hiç savaşmadıkları gibi karışmıyorlar da..Nadiren müdahale ettikleri oluyor.
                         Benim hasta horoz az iyileşince başladı ötmeye..Senmisin öten..
Kümesi açmamla birlik de genç horozun ilk işi baba horozun kapalı olduğu alana gitmek oluyor.Nafile bir şekilde tellere saldırıyor gagalıyor. Bilmiyor ki ipler benim elimde..Baba horozun ayağında ki ipten bahsetmediğimi anladınız değil mi?Onu iyileşir iyileşmez çözdüm attım.
                         Kafes,kümes bana ait.Ben ne dersem olur..
                         Olur mu dersiniz?
                                                        Aşagıdaki videolarım yazımda ki yaşam dostlarımla igili ve kendi çekimlerimdir..
                                                         Sevgiyle kalın..
   
                 
                                                       

video video
video



                                               

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Siz hiç yılan avcısı tavuk gördünüz mü?

Tavuğum yılanı yutarken


                                Yaşam dostları her günüme yeni  bir şey katıyor.
                                Tavuklarımı öğleden sonraları salarım bahçeye..Çünkü kümeste yumurtlamalarını isterim.Çiftliğin diğer işleri ile uğraşırken kulağımın birazı hep avluda dır.Gıd gıd gıdaaak... yumurtam sıcak nağmelerinin bitmesini beklerim. Erken salarsam oraya buraya yumurtladıkları oluyor.
                                Köpekler den biri yumurtaya çok düşkün.Taze çiğ yumurta sesini açıyor daha iyi havlıyormuş.Vallahi onun yalancısıyım..Benden önce bulursa hiç affetmiyor yalamadan yutuyor..Ama hatırlıyorum çocukluğum da ses kısıklığı yaşamışdım.Annem sabahları tavuğun altından aldığı sıcak yumurtayı çiğ çiğ yuttururdu bana..
                                Yaz mevsiminde bahçenin her yerinde gezinmelerine izin vermiyorum.Çünkü büyük bir alana sebze dikiyoruz .Tavuklar da sebzeleri talan ediyor.Her bir salatayı,acuru didikleyip bırakıyorlar..Bahçe toplamaya indiğim de bakıyorum her şey kekilik..
                                (Aaaa ne bu) dedim ve uyduruk   kapılar yaptım avluyla sebze bahçesini ayıran yerlere.Bir iki tanesi çok uyanık.O küçücük kafadan nasıl bu zeka çıkıyor doğrusu şaşıyorum.
                                Ben kümesi açıp sık kullandığım ara kapıya döndüğümde  bir baktım bu yaramaz benden önce sebze bahçesine dalmış.
                               (Şşşşttt ne yapıyorsun) dememle bir başladı koşmaya.. 
                              ( Aman o da ne) deyip ben de ters yöne ağaca astığım çantam daki telefona doğru bir koşu tutturdum..Tam o sıra da ana kapıya doğru bir arabanın yanaştığını da gördüm.Kim acaba diye şöyle bir bakıp koşturdum tavuğa doğru.Bunu kaçıramam doğrusu..
                               Hepsini de yutacak değil ya..Yere çarpacak parçalayacak sanıyorum..O sırada bir tavuk daha geçmiş yasak bölgeyi..Hem onu hem beni görünce hızlı hızlı koşmaya başladı avcı.Yılan da yarısı içerde yarısı dışarıda   gagasından sallanıyor...Üçümüz de bir telaş sormayın.Bir yandan fotoğraf çekiyorum bir yandan arabasını park edip avluya gelip bana seslenen kişiye  (efendim,buradayım) yanıtını veriyorum.
                               (Beş dakika sizi göreyim) diyor .(Geliyorum) diyerek cevap verirken bir yandan da video çekiyorum.
                               Tavuk seslerden  ve iki  taraftan gelenlerden iyice rahatsız oldu.Yedirmediniz rahat rahat dedi sanırım..Yalanım olmasın 50 cm vardı ince yılan..Gözlerimin önün de löp löp löp yuttu..İnanamadım doğrusu..
                               Sonra bir tasa aldı beni.. Bu tavuk yarına sağ çıkar mı,çıktı diyelim o yumurta yenir mi?Bilmeden yedik diyelim bize bir şey olur mu?

3 Ağustos 2015 Pazartesi

Kabak çiçeği dolması nasıl yapılır ?

       
                           
Kabak çiçeği dolması.













      Kabak çiçeği dolması enfes tadıyla her damağa uygundur .sanırım
     Bu kadar net diyorum çünki bu güne kadar ikram ettiğimde itiraz eden hiç olmadı.

      Yaz mevsimin de kabakların açan  çiçeklerinden yapılan bir dolmadır.

     Bizim evde de çok sevildiği için hafta da bir yaparım.Bahçemizde kabak yetiştirdiğimiz için  bu neredeyse vazgeçilmez oluyor.
   
     Olgunlaşan kabak,nane ve maydonozumu da toplayıp hızlıca eve dönerim.
   
      İlk iş olarak kapanmadan içlerine su tutarak tek tek çiçekleri yıkarım.

  
     Bu narin çiçekleri semt pazarlarında sabah erken saatlerde de bulabilirsiniz.Güneş ışığıyla kapanmadan çiçekler itinayla naylon poşetlere doldurulup pazarlarda satışa sunuluyor.

     Sabah çok erken güneş doğmadan bahçeden çiçekleri toplarım.Burada dikkat etmeniz gereken ilk şey fotoğrafta gördüğünüz iki çiçekden saplı olanı almanız gerektiğidir.Kabağın ucunda ki çiçeği almayın.

       Sabah benimle bir işe koyulan oynaşan arılara da dikkat ederim.Onlar da  nektarlarını toplama yarışına girmişdir.Arılar ve diğer börtü böcek için bir kaç çiçeği tarlada bırakmaya özen gösteririm..


       Eğer çiçek azsa iki günde tamamlarım.Doldurduğum dolmaları tencereye dizer,kalan içle buzdolabına kaldırırım. Ertesi sabah yeni açan çiçekleri tekrar toplar devam ederim.                                           
    Çiçekleri yıkayınca saplarından ayırırım.Eğer daha önceden dolma içini hazırlamamışsam çiçekleri derin bir kaba kor üstüne kalın bir örtü serer buzdolabına kaldırırım.Işık almayan çiçekler kapanmadan epeyce dayanır.

       Arzuya göre toplanan kabaklardan da biraz doldururum.Kabakları oyunca içlerine biraz tuz serperim ki çiçeğe göre daha sert olan kabak biraz solsun.Çıkan içi ya dolma içine ekler veya kabağın ağzına kapak  yaparım.

      Dolma içi her zaman yaptığımız gibi.Pirinci yıkar biraz sıcak suda bekletirim.Soğanı doğrar sıvı yağda soldurur pirinci eklerim.Bir iki karıştırınca  rendelenmiş iki orta boy domates ekleyip çok az su ile pişiririm.Tuz ,baharat,maydonoz,nane ekledikten sonra da biraz demlenmesi için bırakırım .Ölçü kullanmamak la birlikte 3 bardak pirinç için bir çay fincanı su ilave ediyorum.Daha sonra dolmayı pişirirkende bir,iki çay fincanı su ekliyorum.Kabak da doldurmuşsam bir çay fincanı yetebiliyor.Ben biraz dirice pilav gibi severim.Suyu dikkatlice eklerim bu yüzden.Çiçekler dizilince  üstlerine biraz tuz serpip birazda sıvı yağ gezdiriyorum.Suyu bu işlemden sonra ilave ediyorum.

          Çiçekler ortalama aynı boyda oluyor.Bir tatli kaşığı iç yeterli oluyor.Fotoğrafta görüldüğü gibi bir kaşık iç koyup çiçeğin yapraklarını birer birer için üstüne gelecek şekilde kapatırım.

          Bohça gibi bütün yapraklar üst üste tamamlandıktan sonrada tencereye yan yana dizerim.Ağız kısımlarını tencerenin dış kenarına dayarım.

          İki üç sıra yapılabiliyor ezilme olmuyor.

          Kabak da varsa farketmez çiçeklerin tabana temas etmesini isterim.Yarısına kabak yarısına çiçek veya fazla ise kabakların üstüne çiçek yerleştiririm.

         Çiçeklerin neden tabana temas etmesini istediğimi sorarsanız cevabı son fotoğrafta derim.

         Dolma pişerken kulağım tencerede olur.Kızımın hediyesi harika bir teflon dolma tenceresi var.Ateşe yerleştirince aynen pilav gibi bir iki dakika harlı sonra en kısa ayarda pişmeye alırım.

         Sık sık kontrol ederim.Bazen pirincin cinsine göre biraz sıcak su eklemem gerekebiliyor.

        Pişince biraz dip tutturuyorum.Cızırtıları dinlerim ve yanmadan ama hafif dip tuttuğuna emin olunca kapatırım.

        Evde kimse yoksa az dinlenince ne olur ne olmaz dip tutanlardan hemen tadarım.Yoksa kimin tırtıkladığı belli olmaz.

Sizce burada gördüğünüz ya da göremediğiniz orta bölümü kim yemiş olabilir?

        Miyam miyam miyammm.

       Sevgiyle kalın...